Ana içeriğe atla

Sevgili yabancı…


Sevgili yabancı…
 satırlarıma başladıktan sonra bu e-mektupta hiç yoktan tanışmanın getirebileceği herhangi bir şeyden bahsetmeyeceğimden,önce selamlar getiriyorum sana biri benden biri içimden…
şimdi ben 'belki bir gün özlersin' mısralarını  dinleyemırıldanırken , senin gibi daha tanışmadığım milyarlarca (şimdilik çoğunluğu) yabancı, kimbilir hangi duygusal,ekonomik,politik,sağlık telaşı içinde migren ağrıları,karın sancıları,baş dönmeleri,sokak arası yalnızlıkları,içe kapanık saatleri,pişmemiş yemekleri ve toprağın gökyüzünün yağmurlu olduğu herhangi bir yerde kokusunu,kurak iklimlerin tozlu yollarını,kavgaları,geç kalınmış sesleri içine berisine çekiyor,hırsını sevgisini kim bilir nerelerde arıyordur...bense işi gücü bırakıp bu saatte,yılbaşı arefesinde yani akşam üstü akşamüstü birilerini şuan özel kılacak bir selam yazıyorum... bu selama başlamışken ben, geçmişimle bir an için yüzyüze gelip soruyorum,şu an ne kadarını paylaştım yalnızlıklarımın.... ne kadarı benimdi sevgilerimin...kim bilir?
kimse...

ama bilmiyorsun sen yine, zaman zaman oluyor bu yazmalarım...bazen birilerini özel hissetmek istediğimde kağıt kaleme dokunmadan harfleri seyirttiğim bu e-kağıt karartmalarım..ama önü sonu güzeldir her paylaşımın.bak yüzümü bile güldürüyor bu güzel adlandırmalarım :)
bir selam ve  e-yabancılıklara olan tanışmalarım...bakalım neresinden tutacaksın bu e-selamın  ve neresine atacaksın hayatının…
okuyucu,sen olmasan ben de olamam…
kendine iyi bakmanı öneririm.hastalıkta ve sağlıkta,sabırla kal..hoş kal okuyucu hoşça kal..

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

izmir'de bir gün...

İzmir'deyiz  aynı okulda  çalışıyoruz , akşam aynı eve aynı yolları elele gönül gönüle,ayaklarımızı yuvarlaya yuvarlaya  gidiyoruz... akşam oluyor,yemek yapıyoruz,yemeği yiyoruz;  çocuk yoksa henüz, ben bir bilet çıkarıyorum  sen -"aaa  bu mu var?" diyorsun. -evet,  gidelim mi? diyorum. evet diyorsun. devlet tiyatrosuna gidip,biletimizin üstündeki numaralar bende mevcut diyen  o koltuklara gidip oturuyoruz. sonra ordan geç vakit çıkıyoruz.  hava nasıl olursa olsun bize  sıcak geliyor. deniz kenarına gidiyoruz, elini tutuyorum   "bu deniz  sensin" diyorum;  ve ben denize bakmayı çok seviyorum..." sonra yürüyoruz.. bi cafe'den ayaküstü sıcak,püfür püfür dumanı ince uzun kıvrılan iki çay alıyoruz,  bir banka oturuyoruz. senin saçına rüzgar vuruyor, kıyıya dalgalar... " ikisi de güzel" diyorum.  "senin varlığını çok seviyorum" diyorum,sen bana bakıyorsun.yüzünde dolunay bir gülüş,yanakların açık ...

Düşler ve Düşüşler Üstüne

Kısa denen hayatımıza almaya çalıştığımız birkaç büyük ,geriye kalan orta ve çeşit çeşit küçük hedef ya da anlam nesnesi içerisinde her gün gözümüzü açıp bir koşuşturmaya dalıyoruz. O hengamede düşünme fırsatı bulduğumuz kısacık anlarda, kelimeler ,cümleler , hayaller, hedefler ,kıyaslar birbirini öteleyip, itişirken kendimizi olduğumuz noktada küçük şeyleri önemsememiş büyük amaçları da bazen ertelemiş bulabiliyoruz. Benim kendimi öyle bulduğum olur. Sonra o karmaşaya adım atıp devam ederken günün nasıl geçtiğini bir türlü anlayamıyoruz. Sonunda , yorgunluğun eklemlerimizi sızlattığı ve ağrı olarak vücudumuza saldırdığı o anlarda gerçekle yüz yüze gelmenin ağırlığını hissedebiliyoruz... Gerçekler! Hani hepimizde farklı olan idealler ile geldiğimiz ,ilerleyebildiğimiz nokta arasında kalan yapamadığımız ve altında ezildiğimiz gerçekler .. Sınırlarını i çizdiğimiz, var olmayı istediğimiz, anılmayı hayal ettiğimiz  ama teğet geçerken bile zorlandığımız"biz " ile olabildiğim...

bisiklet travması ve içinden çıkamadığım çemberi kırma çabası

Başımdan geçen ve hayatımı kökten değiştirmiş olabilecek bir travmamdan bahsetmek istiyorum. Sanırım 9 ya da 10 yaşlarındaydım , kiracıydık, ev değişikliği yapmıştık ve emekçi ağabeyim, bozuk bisan bisikletini bu taşınma esnasında bir hurdacıya vermiş ve karşılığında benim için o an dünyadaki en güzel hediye olacak küçük ,eski, kimbilir kaçıncı elden düşme bir bisiklet almıştı. Diğer eşyaların arasına koyup yeni evimize doğru ilerledik. içim kıpır kıpır , acayip kelebekler yakaladım içimde . Ciddiyim, yol bitse de dokunsam derdindeydim ,resmen ağzımdan kulaklarımdan çıkıyordu kelebekler,uçuyordum yerimde ,utanmasam şarkı söylerdim bağıra bağıra ama utanan biriydim.Bizimkilerde ise yeni eve yerleşme telaşı hakimdi. O günden sonra ne zaman , bana ait  bir zamanım olsa  rokete biner sokağın bir ucundan diğer ucuna uçardım,dediysem de birkaç kilometreyi kastetmiyorum. toplasan 150-200 metrelik bir mesafeydi kullandığım pist.Çok hızlı sürerdim kendimce, en azından yürüye...